Kriz değil felaket!

Sadece bu yıl içinde yaşanan ve can kayıplarına da neden olan sel felaketleri, orman yangınları, Ida kasırgası ile Marmara Denizi’nde görülen müsilaj bile iklim krizinin ulaştığı boyutu göstermeye yeterli. Üstelik, küresel ısınmanın yol açtığı iklim krizini, nedenlerini, sonuçlarını ve çözüm önerilerini haberturk.com’a değerlendiren akademisyenler, bu şiddetli doğa olaylarının artarak devam edeceği uyarısında bulunuyor.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, özellikle Sanayi Devrimi’nden bu yana giderek artan bir şekilde kömür, petrol ve doğalgaz kullanıldığını belirterek “Bu gazlardan karbondioksit diye bir gaz çıkıyor ve bu karbondioksit de atmosferden ısının çıkmasına engel oluyor. Son zamanlarda artık ısınma demek de yetmiyor buna durum artık bir felakete gittiği için iklim krizi demeyi tercih ediyoruz” dedi.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, arazi kullanımı, ormansızlaşma, sanayi süreçleri, termik santraller, kentlerin büyümesi gibi etkilere dikkat çekerek “Biz insan olarak milyonlarca yılda evrimleşmiş iklim sistemini bozduk ve pek çok doğrudan ya da dolaylı iklimsel değişimler ortaya çıktı” şeklinde konuştu. İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Önol da “Biz binlerce yıldır bu yüksek sıcaklık değerine ulaşmamıştık” sözleriyle iklim üzerindeki insan etkisine dikkat çekti.

İnsan kaynaklı küresel iklim değişikliğinin etkilerini tüm ekosistemler üzerinde görüldüğünü belirten Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ecmel Erlat, “Bir başka önemli değişiklik bu şiddetli hava olaylarının süresi uzadı, alansal yayılışı genişledi, zamanlaması değişti” dedi.

Akdeniz, Karadeniz ve Marmara Denizi’ndeki sıcaklık artışının küresel artışın üzerinde olduğuna dikkat çeken ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, “Denizlerdeki akıntı sistemlerini de bütün bunlar etkiliyor işte böyle Atlantik’te Akdeniz’de büyük denizlerin akıntı sistemleri vardır bunlar durduğu zaman bütün ekosistemin bütün bu karbon döngüsünün tepetaklak olacağını öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Prof. Levent Kurnaz “Bu sene yaptığımız hataları artık doğanın affetmediğini gördük, artık doğa bize diyor ki buraya kadardı. Biz yaptıklarımızın bedelini ödeme noktasındayız” ifadelerini kullandı.

Uluslararası kuruluşların son yıllarda iklim değişikliği ile ilgili hazırladığı raporlara göre bugüne dek yaşananlar sadece başlangıç. Küresel iklim değişikliğinin kısa vadeli etkileri aşırı hava olayları olsa da, uzun vadede çok daha derin ekonomik, stratejik ve toplumsal sorunlara neden olabileceği öngörülüyor. Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Cerit Mazlum Pentagon’un 2005’te yayınladığı iklim değişikliğinin kuraklık, açlık ve kaosa yol açacağı uyarısında bulunan raporunu anımsattı. Mazlum “En önemlisi gıda güvenliği. Sıcaklık artışları dolayısıyla dünyanın pek çok bölgesinde kuraklık ve buna bağlı olarak da ürün yetiştirme ürün verimliliğinde sorunlar ortaya çıkacak ve bu bir gıda krizine yol açabilecek” dedi. Doç. Dr. Barış Önol, “Kırılgan toplumların kırılgan bölgelerde bu değişime uyum sağlamaları çok daha zor. Kuraklıkla birlikte büyük göçler de yaşanabilir” şeklinde konuştu.

2021 yazında ülkemizde yaşanan sel felaketleri, orman yangınları , Marmara Denizi’ndeki müsilaj görüntüsü, Türkiye’nin küresel iklim krizinden ciddi derecede etkilendiğini gösteriyor. Prof. Dr. Murat Türkeş “Biz Türkiye olarak pek çok Akdeniz ülkesi ile birlikte iklim değişikliği açısından sıcak nokta olan ülkelerden biriyiz” uyarısında bulundu. Türkeş “Türkiye aynı zamanda iklim değişikliği kuraklık arazi bozulumu ve çölleşmeyi ve bunlarla savaşımı bütüncül bir anlayışla sürdürmek durumunda ve kurucu felsefeyi de dikkate aldığımızda Türkiye’nin böyle bir altyapısı ve böyle bir potansiyeli var ne mutlu bize” ifadelerini kullandı.

Dünya insan faaliyetlerinden kaynaklanan küresel ısınma nedeniyle büyük bir krize sürüklenirken, doğal kaynaklar da tükenme noktasında. İklim krizinin geldiği nokta mevcut ekonomik gelişim modelinin sürdürülebilir olmadığının en açık kanıtı.

Prof. Dr. Ecmel Erlat “Kapitalist sistemin sonuçları bunlar, daha çok büyüme daha çok tüketme. İnsanoğlu olarak bu tüketim anlayışımızı değiştirmemiz lazım” derken, Prof. Dr. Semra Cerit Mazlum “Kapitalist sistemin ürünüdür iklim krizi fakat iklim krizinin çözümü de yine kapitalist sistem içindedir çünkü yenilikçilik değişen koşullara yeni ihtiyaçlara uyum sağlama kapasitesi yüksek bir ekonomik sistem” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Barış Salihoğlu ise “Sonuna gelindi artık sürdürülebilirliği, eşitlikçiliği, fırsat eşitliğini, ekosistem tabanlı ekonomileri bundan sonra ön plana çıkarmak zorundayız başka çaremiz yok. Yoksa her gün bir felaketle karşılaşacağız” şeklinde konuştu.

Üniversiteler, uluslararası kurum ve kuruluşlar iklim krizinin gidebileceği noktayı öngörebilmek amacıyla çeşitli raporlar hazırlıyor. Ve bu raporlara göre hemen harekete geçilse bile önümüzdeki süreçte iyimser bir tablodan bahsetmek pek mümkün görünmüyor. Doç. Dr. Barış Önol “Biz artık senaryo üretmiyoruz senaryonun içindeyiz oyuncularıyız o yüzden ona göre davranmamız lazım. Hiç yaşanamaz bir geleceğe doğru gidiyoruz” derken, Prof. Dr. Levent Kurnaz “Sokakta insanların patır patır düşüp öldüğü sıcaklıkları görüyor oluruz yakın zamanda. Mümkün mü mümkün ama hani inşallah olmaz diyerek devam edebiliyoruz hayata” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Barış Salihoğlu “Ekosistemlerin rejim değişikliklerine giderler, yani bir sistemden bambaşka öngöremeyeceğiniz bir ekolojik sisteme geçişler olur. Bunlar olduğu zaman ne olacağını öngörmek çok zor. Kötümser senaryoları gerçekten düşünmek bile istemiyorum” dedi.

1992’den beri imza atılan anlaşma, protokol ya da sözleşmeler ise iklim krizini çözme noktasında maalesef kağıt üzerinde kalıyor.

Son olarak Türkiye’nin de taraf olduğu Paris İklim Anlaşması benzer eleştirilere uğrarken Doç. Dr. Barış Önol “O kadar umutsuz da olmamak lazım ama daha örgütlü bir şekilde belki karar vericilere politikacılara bu işin böyle gitmeyeceğinin anlatılması gerek” dedi. Prof. Dr. Murat Türkeş “Dünyanın önünde belki de son kaçmakta olan trenin son vagonuna yetişmek için bir fırsat daha var. Şimdi yapılacak tek şey var. Ülkeler Glasgow’da çok hızlı bir şekilde kuvvetlendirilmiş yükümlülükler şeklinde belirlenmiş katkılarını hemen gözden geçirmek ve çok daha kuvvetli Paris anlaşmasına sunmak zorundalar” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Barış Salihoğlu ise “Soluduğumuz oksijenin yüzde 60-70’e yakını denizlerden geliyor. Yeşil Büyüme dediğimiz büyümenin içine Mavi’yi de koymamız gerekiyor” uyarısında bulundu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir